orjinal kardelen yapıtıdır. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orjinal kardelen yapıtıdır. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2009 Cumartesi

IŞIK


Bir gün tutar bir caneriği çiçeğini sunar bahara.
Bür tutam serinlik, bir yürekte buğulanan sıcaklık .
Ve konar gözlere bir öpücük gibi kuşların bahar sevinci.
Okşar bir annenin parmakları gibi usulca saçlarımızı seher yeli.
Bir tutam gün ışığı dolar içimize, bir tutam sevinç çığlığı.

SAKAR KARDELEN

Yıllardan bir gün daha ben 18 yaşındayken başıma gelen komik ama bir okadarda talihsiz bir olayı anlatmak istiyorum.Yine iş temposunun yoğun olduğu bir gündü.Ben harıl harıl çalışıyor ve yemek saatinin hızla gelmesini bekliyordum.Konuşmak yasak olduğu için gizli gizli konuşurduk arkadaşlarla.Tabi o zamanlar çalıştığım yer bir fabrika.Usta geldiği zaman başımızı eğerdik anlamasın diye.Konuştuğumuzu gördüğü zaman ise kıyamet kopardı.Kendisi romanyalı olduğu için bize romence (sizi gidi kurvolar) derdi.Tabi nerden bilebilirdikki kurvonun kötü bir kelime olduğunu.Neyse yine öyle sakin , sessiz ve yoğun geçmişti.Yemek saatide yavaş yavaş nihayet gelmişti.Yemek sırasına girdik yemeklerimizi aldık.Patronlar yemeklerini bizden önce almış ve kurulmuşlar.Elimde yemeğim oturmak için bir yer arıyorum ve gözüme kestirdiğim bir yere oturuyorum.Biraz sonra keşke oturmasaydın diyeceksiniz.Yemeği masaya koydum sandalyeyide yokladıktan sonra oturacaktım ki kendimi yerde buldum hemde patronların ve okadar insanın gözünün önünde.Arkadaşın biri bana şaka yapmak istemiş ama ne şaka resmen eşşek şakası yani.Ayaklarım havada kıç üstü yere çakıldım herkes gülmemek için kendini zor tuttu.Bense kalkar kalkmaz direk lavaboya attım kendimi.Ama o günü hiç unutamıyorum çünki çok ama çok ağlamıştım.Gururum kırılmıştı.1hafta boyunca utancımdan yemekhaneye girememiştim.Çok talihsiz bir olaydırki ogün şaka yapan çocuk işten çıkmak istemişti beni öyle ağlarken görünce ama oda böyle olsun istememiştir bence ama oldu işte......

HOŞ GELDİM


Uzun bir aradan sonra nihayet tekrar yazmaya başladım.İşimin vermiş olduğu yoğunluk sebebiyle 1 aydır yazamıyorum ve nihayet.İşte geldim burdayım ve hoş geldim.Bahar geldi her yer mis gibi,yemyeşil hele bu gün hava mükemmel.Artık yeniden kaldığım yerden yazmaya devam edicem arkadaşlar.Hoş geldin kardelen!

9 Mart 2009 Pazartesi

KAVGAMIZ




yüreğimizin derinliklerine kök salmış bir çınardır kavgamız
ummana ulaşmak için coşkunca yatağına sığmadan akan ırmaktır sevdamız
deniz’in, yusuf’un, hüseyin’in bileklerine kelepçe düşmüş
mahir’in o dağ yüreğine tarifi imkansız sızılar
bağrına saplanan hançerdir boyunlarımıza yağlanan urgan
ölüme sayılan günler özgürlüğü sayılsın diye düştü yola mahir, bastı tetiğe

8 Mart 2009 Pazar

MEVLİD KANDİLİ



GÜNDÜZÜ BEREKET; GECESİ RAHMET;SABAHI MAGRİFET OLAN BİR GÜNE KAVUŞTUK. KAVUŞTURANA HAMD; YAŞAYABİLENE SELAM OLSUN.KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.

7 Mart 2009 Cumartesi

GÜLECEKSİN


HER ZAMAN MUTLULUĞUN DORUĞUNDAYKEN GÜLÜNMEZ, BAZEN SIRF HAYATA GICIKLIK OLSUN DİYE UÇURUM KENARINDAYKEN BİLE GÜLÜMSEYECEKSİN.

DOĞU KADINI

Birden aklıma bizim memeleketteki yaşlı nenelerim geldi.Karsın havası soğuk olduğu için nenelerimiz kat kat giyinirler.Hep merak ederdim neden böyle katkat giğinirler diye.meğer bu yüzdenmiş.Anaannem de böyle giyinirdi.Kafasını bir güzel eşarpla sarar sonra üstüne bir başka eşarp daha.Sırtınada bu gördüğünüz şallardan atardı.Karsta kadınların hemen hemen hepsi aynı şalı takar.Hepsinin ayazdan yüzleri kırış kırış olmuştur.Tarlada ahırda soğuk ayaz demeden çalışmışlardır.Doğu kadını hiç boş durmaz sürekli bir işle uğraşır.Tezek yapar hayvanlara bakar süt sağar yağ peynir yapar vs.Çalışır çabalar ve sonrada beli bükülür.Yaşlanır.Ama çok uzun yaşarlar.Oranın havasından herhalde bilemem ama oradan istanbula gelen yaşlılar çok ama çok uzun seneler yaşarlar.Şimdi orda olmak vardı.Havası suyu bambaşkadır oraların.Asıl bence oranın taşı toprağı altın.

YORGUNUM



Sen baharı beklerken karşına çıkanın bir sonbahar olduğunu öğrendiğin anda, bahar diye bağrına basar mısın sararmış yaprakları?

Yorgunum!

Çıktığımız yollardan cayışından yorgunum.

Ne düşünsem düşten ileri gitmeyecek diye yırtıp atıyorum beynimdekileri.

3 Mart 2009 Salı

YUSUF HAYALOĞLUNU KAYBETTİK

Bu sabah ünlü şair yusuf hayaloğlunu kaybettik.Hepimizin başı sağolsun.ALLAH rahmet eylesin.Nur içinde yatsın.

2 Mart 2009 Pazartesi

YAŞLILAR AMA MUTLULARDI


Rahmetli dedem babaannemin sarı uzun saçlarını ve masvavi gözlerini görünce aşık olmuş.Atın üstünde öylece durup bakakalmış.Babaannemin anlatmasına göre dedemde çok yakışıklıymış.İri yarı ve bıyıklıymış.Zannedersem bıyıklarına vurulmuş babaannem.Babaannemin yaşı küçük olduğundan babası vermemiş dedeme oda kaçırmak zorunda kalmış.Hep birbirlerine sımsıkı sarılmışlar yokluktan varlık çıkarmışlar.Dedem ve babaannem hiç birbirlerinden ayrılmazlardı.Tarlaya, bahçeye ve çarşıya hep elele giderlerdi.Hayvanları otlatmaya bile birlikte giderlerdi.Çok ama çok mutluydular.Yüzlerinden tebessüm hiç eksik olmazdı.Taki o güne kadar.Dedem ilk kez yapmadığı birşeyi yaptı ve hayvanları otlatmaya tek başına gitti.Sıcak bir temmuz günüydü ve dedemin tansiyonu daha fazla kaldıramadı bu sıcağı.Her zaman eve erken gelen adam bu sefer geç kalmıştı.Babaannem ve biz onu aramaya gittik.Babaannem çok endişeliydi ve korkuyordu.Ama artık çok geçti.Dedemi öyle görünce hepimiz şok olduk.Ben küçüktüm ve dedemin birgün öleceğini hiç düşünememiştim.Ama babaannem sanki hissetmişti.Kadıncağız dedemin üzerine yıkılıp ağlamaya başladı ama artık ne yapsa çok geçti artık o yoktu.Tek kalmıştı babaannem.Hayat arkadaşı evinin direği yoktu.O neşeli güleç yüzlü insan artık yoktu.Hayat ne garip değilmi.Bugün varız yarın yokuz tohaf!!!


1 Mart 2009 Pazar

İNEK OTLATMAKTAN NEFRET EDERDİM

Çocukken oyun nedir bilmezdik.Hep ahırda anneme yardım ederdim.Daha sonra inekleri alıp otlatmaya götürürdük ben ve arkadaşım iskelet.Artık okadar bıkmıştım ki onları çayırda bırakır kendim arkadaşımla sek sek oyununa dalardık.Hiç umursamazdık.Yine böyle sek sek oyunu oynarken inekler köpeklere yem oldu.Ogünü hiç unutamıyorum çünkü annemden çok dayak yemiştim.Okuldan geldikten sonra bile ders çalışamaz hep inek otlatırdım taki akşam olana kadar.Akşamda ders çalışacak keyfim kalmazdı.Bir gün babam artık bu işle uğraşmak istemiyorum dedi ve evimizi ve hayvanlarımızı sattı.Büyük şehir istanbula geldik.Geldik ama yeni arkadaşlar edinmek okadar kolay olmadı.Ben hala arkadaşım iskeleti özlüyorum.Köyümü, ineklerimi ve inanırmısınız onları otlatmayı ,sek sek oynamayı çok ama çok özledim.Biliyorum artık büyüdük herşey istediğimiz gibi olamaz.Belkide artık sek sek oynayamam ama geç olmadan tekrar gidip görmek isterdim memleketimi.Ve çocukluk arkadaşlarımı tabi evlenmedilerse.Ama şunu anladım insanın çocukluk arkadaşları bir başka oluyormuş.Bu şehirdeki insanlar onlar gibi temiz vede saf değil.Hepsi çok kurnaz.Ya ben yine köyde yaşamak isterdim .İneklerimi alıp dağa çayıra götürmek isterdim.Ama imkansız çok büyüdük be.Keşke çocuk kalsaydım hiç büyümeseydim keşke!....

27 Şubat 2009 Cuma

MUTLUYDUK


Biz doğunun en doğusunda dünyaya geldik.Gözümü açtığımda küçücük güzel şirin bir evimiz vardı.Köpeğimiz karabaş,kedimiz minnoş ve birde tavuğumuz gurke.Annem tavuğumuzu çok severdi o yüzden adını gurke koydu.Gurke hergün yumurtlar bizi hiç yumurtasız bırakmazdı.Biz altı kardeştik ve en küçükleri bendim.Abim ve ablalarım beni hep korur kollarlardı.Gece gökgürlese hepimiz annemle babamın yatağına girerdik.Ne güzel olurdu toplu halde yatmak.Ayak ayağa yanyana koyun koyuna.Ben hep annemin yanında yatardım çok sıcaklardım.Oyun oynamaya gitsek köpeğimiz karabaş bizi hiç yanlız bırakmazdı.Ben en çok kedim minnoşu seviyordum ama oda nankör çıktı.Büyüdükten sonra çekip gitti tıpkı bizim gibi.Bizde o güzelim köyümzü bırakıp bu kocaman şehire geldik.Güzel önü bahçeli iki katlı bir evimiz olmuştu ama o küçük evin yerini tutmuyordu.Oküçücük evdeki mutluluk ve huzur başkaydı.Biz çocuktuk babam ve annem ise gençti.Şimdi ise biz genç onlar ise yaşlı.Ama o evdeki huzur başkaydı.Mutluyduk.

24 Şubat 2009 Salı

YANLIZ ÇOCUKLARA


Hayallerin bastığın toprak kadar kıraç olmasın suskun çocuk,

davetsiz, vakitsiz bir konuk değilsin.

Yüreğin, bahar yağmurlarıyla taşan bir nehir olsun.

Kara çocuk, gün yanığı esmer teninde kır çiçekleri yeşersin,

seni hakir gören tüm zamanlara karşı gülümseyerek kucakla hayatı.

BAHAR YELİ


Bahar yelinin esmesiyle gülün yüzünün

Açıldığını görmek içaçıcıdır.

Sereserpe çimenlere uzanmış yârin

Büyüleyici yüzünü görmek içaçıcıdır

.Sone eren gecenin anısında

Neşelendirici hiçbir şey yoktur.

Mutlu ol, sus

Çünkü şimdiki an içaçıcıdır.

22 Şubat 2009 Pazar

BÜYÜMEK İSTEMİYORUM ANNE


"Öperim can evinden... BÜYÜMEK İSTEMİYORUM ANNE Büyümek ne zor şey be anne, Acı veriyor insana… Hani sevmediğimiz şeyleri Zorla yedirip içirirdin ya Büyürsün diye diye, Büyümeyi marifet sanırdık biz de, Büyükler aldatıyor be anne, Tutulmuyor verilen sözler, Dövüyor,sövüyor, Hak-hukuk tanımıyor büyükler… Ortalığa dökülmüş, Kişiliksiz kimlikler, Kimliksiz kişilikler… Para gibi harcıyorlar sevgiyi Çıkarları uğruna, Gülüyorlar namus,ahlak Dediğimiz kavrama… Körpecik,su damlası bedenler, Yok satıyor pazarda… Hani erken uyuturdun ya, Çabuk büyüyelim diye, Hep uyanık olmak gerektiğini, Neden öğretmedin bize anne… İnsan büyüyünce görüyor çirkini, Büyüdükçe öğreniyor acı gerçekleri, Dayanamıyorum bu gidişe, Yarım asrı devirdim ama, Soruyorlar ne zaman büyüyeceksin diye… Canım yanıyor her büyüyüşümde, Çocuk ruhum ölüyor, Büyümek istemiyorum anne...

21 Şubat 2009 Cumartesi

HER SENE HAMİLE KALAN PITİKE REJ SURE


Köyün yaşlı ,gezgin kadınlarından pıtika rej sure.Bugün size ondan bahsetmek istiyorum.sure genç bir kızken ımbo adında boylu poslu bir delikanlıyla tanışır.Çeşme başında birbirlerini görürler ve pıtika rej sure ımbo ya aşık olur.Gizli gizli buluşurlar.Bu buluşmaları uzun sürmez.En kısa zamanda ımbo sureyi istetir.Surenin babası vermek istemez bunun üzerine ımbonun babası yüklü bir miktarda başlık parası sunar.Para her şeye kadir olduğu için babası sureyi verir.Evlenirler bir güzel düğün yaparlar.O gece bunlar mecimeği fırına verirler.Sure hamile kalır.Karnı yavaş yavaş şişmeye başlar.Ama pıtika rej sure bir dakka yerinde durmaz o kapı senin bu kapı benim sürekli gezer dedikoduyu çok sever.Ogün ise köyde bir düğün olur.sure halay çekmeyi çok sever ve o karnıyla şemmammeyi oynar dırçik atar ve bebeğini düşürür.Tabi doğal olarak üzülürler ama yeniden çocuk yapmaları gerekir.Yine mercimeği fırına verirler ve sure yine hamile kalır.Busefer bişey olmaz çocuğu doğurur.Bu bir oğlandır ve adını fırtıklı şano koyarlar.Yavaş yavaş çocukları olur.Sağlam 5 çocuğu olur 6 tane ise düşük yapar halay çekmekten kendine hakim olamaz.Sonra çocuklar büyür evlilik çağına gelirler.Sure ise artık yaşlanmıştır ve menapoza girmiştir.Imboya git gide uzak kalır hernekadarda evli olsalar kadın menapozda.O iş olmaz.Imbo sinirle yatar her akşam.Kızları fato büyümüştür evlilik yaşı gelmiştir köyün yakışıklı delikanlısı kara mıro fatoya talip olur.Neyse bunu kara mıroya verirler.Evlenirler o gece onlar o haltı yerken ımboyla surede aynı haltı yer.Zorda olsa ımbo başarır.Hem pıtika rej sure hemde kızı fato hamile kalır.Sure yine yerinde duramaz ve düşük yapar fato ise doğurur.Nur topu gibi bir oğlu olur.Sure ise bu bebeğide düşürdükten sonra eski mesleğine geri döner o kapı senin bu kapı benim gezer durur.Düğünlerde halay çeker ve yine tuvaletini dışarı yapmaya devam eder.buda böyle sürüp gider taki kocası ımbo ölene kadar....

20 Şubat 2009 Cuma

ÇOCUKKEN GÖRDÜĞÜM PERİ


Yine bir temmuz akşamıydı.Biz her akşam arkadaşlarla biraraya tolanır eğlence yapardık ateşler yakar etrafında döner,şarkılar söyler,ateşin üstünden atlardık.Aklımıza gelen hikayeleri anlatırdık.Halaylar çekerdik.Ama saat fazla geç olmadan eve gelirdik.Nedense o gün öyle olmadı.Arkadaşlar gece 12 ye kadar durmak istediler o saate kadar eve gitmedik.Tam karşımızda eski harabe terkedilmiş bir ev.Ben o evi gördükçe korkmaya başlamıştım ama belli etmemeye çalışıyordum.Çünkü büyüklerimizden duyduğumuz kadarıyla o evde perilerin olduğu söylenirdi.Bunları düşündükçe korkuyordum.Arkadaşım iskelet o evden bir ses geldiğini söyledi.Ben,iskelet,pısırık sevgi,filozof aysel ve cece zifiri karanlıkta o eve doğru gittik.Ben tir tir titriyordum ama merakta ediyordum.Elimize aldığımız ateşle eve girdik.Çıt çıt diye sesler geliyordu.Gidgide sesler yaklaşıyordu geri gitmek istedik ama gidemedik.Birden bir ışık çıktı ve bir kadın.Işık gözlerimizi alıyordu.Gelinlik giymiş dimdik karşımızda duruyordu.Sadece 1 veya2 saniye durdu karşımızda sonrada kayboldu.Hepimiz görmüştük birbirimizi eze ezekaçmaya başladık bağıra çağıra.Bilemiyorum belkide korktuğumuz için hayal görmüştük.Ama görmüştük işte.O gün gördüğümüz herneyse kimse inanmadı.Başkada kimseye anlatmadık.Aman çocuk aklı işte diyip geçiştirdiler ama hepimiz görmüştük.Daha sonrada o ev sahibi tarafından yıkıldı ve yerine yeni çok güzel bir ev yapıldı.Bizim gördüklerimizde o evle yok oldu.

19 Şubat 2009 Perşembe

HEMO


Köyümüzdeki insanlardan bahsetmek istiyorum.Köyün gençleri,hırtto,zırtto,bıro,bilo,ve reşşo.Köyün en yaşlıları ise heydo,mızo, aç deve,meho ve işte size bugün bahsedeceğim meşhur rahmetli hemoooo!Bugün onunla olan anılarım geldi aklıma onları sizlerle paylaşmak istiyorum.Hemo uzun boylu yapılı ve birazda dedikoducu bir adamdı.Çocukları gördüğü yerde sıkıştırıp dövmeyi severdi.Beni nerde görse yakalayıp ağzıma tükürmek isterdi.Neden diye sorarsanız,bizim oralarda küçük çocukların ağzına tükürürlerki huyu benzesin diye ne iğrenç dimi.Neyse bu hep beni tutardı ama tüküremezdi ağzıma çünki annem kızardı ona.Bir gün yine bize oturmaya geldi çay kahve filan içiyolar,o zamanlar babam kocaman bir masa ve sandalye yeni almış bende hevesimi çıkarmak istedim sandalyenin üstünde kıç üstü zıplamaya başladım.Artık nasıl zıpladıysam sandalye kırıldı ve içine düştüm.Vücudum içinde ayaklarım havada hemo ise karşımda,eteğim ise suratımda.Evdeki herkes gülme kırizine girdi.Aman napim çocuktum.Bir gün yine rahmetli hemo mahalleyi teftiş ederken pısırık sevgiyi görür ama sıkı durun nasıl görür biliyormusunuz hindileri zorla çifleştirmeye çalışırken.Pısırık sevginin bir elindede başka bir hindi ve yumurtası varmı diye eliyle yoklarken...Hemo bunları görür peşine düşer ama yakalayamaz,bu sırada pısırığın annesi çıkar iki eli belinde hemoya bağırır.Hemo ondan çok korkardı.Birgün de annesi pısırık sevgiyi hemolara borç istemeye göndermiş hemo vermemiş ve dediği o meşhur kelime hala aklımda"para peşin,kırmızı meşin"hiç unutamam o kelimeyi çünkü köye bile yayılmıştı bu kelime.Hey gidi günler hey! Ne günlerdi ama,şimdi ise biz büyüdük hemo ise yok.Köyün yaşlıları yok.Hayatın kanunu!!!!?

17 Şubat 2009 Salı

LAVAŞ EKMEĞİ VE ERİŞTE


Bugün hava o kadar güzel ki anlatamam.Eskiden biz köyde böyle güzel havalarda dışarıda eteş yakar sacı ateşin üstüne koyar lavaş ekmeği pişirirdik.Annem hamurları künde haline getirir ben ise odun toplar ateşe atardım.Sac iyice kızınca annem hazırladığı kündeleri atardı.Bir güzel pişerdi üstüne birde yağ sürdünmü muhteşem olurdu.Ağzım sulandı valla.Lavaş ekmeğin içine bir güzel de lor peyniri dökerdim "hııııım"yede yanında yat olurdu.Özledim valla o günleri.O zamanlar kadınlar hep bir arada istedikleri herşeyi birlikte yardımlaşarak pişirirlerdi.Güzel havalarda erişte yaparlardı toplu halde çok zevkli olurdu.Şarkılar türküler göbekler atarak yaparlardı.Sonrada yaptıkları erişteleri keser bir güzel ipe asarlardı, biz çocuklarda bişey olmasın diye başında beklerdik eriştelerin.Of ya böyle yazdıkça geçmişe gidesim geldi özledim lavaş ekmeğini ve erişteği oradaki birlik ve beraberliği ah! ah! nerde o günler ah! ah!

16 Şubat 2009 Pazartesi

KAZLARIN HAZİN SONU


Of!of!yine efkarlandım.Aklıma yine çocukluğum geldi bir hoş oldum.Bir yaz günüydü havada çok ama çok sıcaktı.Ben ve ablam o sıcağın altında kaz çobanlığı yapardık.Kaz yavrularını bizim oraların tabiriyle" bılikleri "beklerdikki kargalar yada yılanlar yemesin diye.Arkadaşlarımız oyun oynar biz ise çobanlık yapardık.Ablamla kazları ve bıliklerini alır ormana yada dereye götürürdük.Otlatır gödenleri doyana kadar bekler,akşama doğru getirirdik.Sonrada yorgunluktan hırt düşerdik.Bılikler büğüyene kadar biz bakardık.Büğüdükten sonrada karga yılan vs.gibi hayvanlar zarar veremezdi kendileri otlardı.Ben ve ablam kazları ve bıliklerini aldık ormana götürdük.Ana kaz cinyurun ayağını bir güzel iple ağaca bağladık.Ablam ve ben ormanda oyun oynamaya başladık napalım küçüktük hep kazlara bakamazdık ya.Ablam oyun oynarken kazları unutmuştu kazlara bişey olursa annem canımıza okurdu.Kazları bıraktığımız yere doğru yavaş adımlarla gidiyorduk sanki güvendelermiş gibi.Ablam"korkma bişey olmaz anneleri var yanında"dedi.Ben tedirgin oldum bişey olursa anneme ne deriz diye.Ablam benim kadar korkmazdı annemden ben çok korkardım küçük olduğum içinmidir nedir?Neyse kazların yanına gittik. oda ne!kazların bikaç tanesi eksik üstelik kafalarıda kopmuş.Aldık kazları öylece eve getirdik.Annem kazları öyle görünce nerdeyse kafayı yiyodu.Ablam"hadi kaçalım "dedi bi fırladık annem bize yetişemedi eeeeee tabi dövemedi.Akşama kadar eve gitmedik çokta acıkmıştık babamın gelmesini bekledik.Çünkü annem babam varken bizi dövemezdi ama oda haklıydı bence çok ama çok yaramaz bir çocuktuk biz özelliklede ablam!Ogünde böyle heyecan ve korkuyla geçmişti.