27 Şubat 2009 Cuma

MUTLUYDUK


Biz doğunun en doğusunda dünyaya geldik.Gözümü açtığımda küçücük güzel şirin bir evimiz vardı.Köpeğimiz karabaş,kedimiz minnoş ve birde tavuğumuz gurke.Annem tavuğumuzu çok severdi o yüzden adını gurke koydu.Gurke hergün yumurtlar bizi hiç yumurtasız bırakmazdı.Biz altı kardeştik ve en küçükleri bendim.Abim ve ablalarım beni hep korur kollarlardı.Gece gökgürlese hepimiz annemle babamın yatağına girerdik.Ne güzel olurdu toplu halde yatmak.Ayak ayağa yanyana koyun koyuna.Ben hep annemin yanında yatardım çok sıcaklardım.Oyun oynamaya gitsek köpeğimiz karabaş bizi hiç yanlız bırakmazdı.Ben en çok kedim minnoşu seviyordum ama oda nankör çıktı.Büyüdükten sonra çekip gitti tıpkı bizim gibi.Bizde o güzelim köyümzü bırakıp bu kocaman şehire geldik.Güzel önü bahçeli iki katlı bir evimiz olmuştu ama o küçük evin yerini tutmuyordu.Oküçücük evdeki mutluluk ve huzur başkaydı.Biz çocuktuk babam ve annem ise gençti.Şimdi ise biz genç onlar ise yaşlı.Ama o evdeki huzur başkaydı.Mutluyduk.

26 Şubat 2009 Perşembe

ELVEDA CEYLANIM







Martılar hiç bu kadar benzememişti ölüme
Bu kadar aldanmamıştım kanatlarının beyazına
Demek ölümden zor gidişlerde varmış
Ve çekermiş bir yüreği eteğinden tutarak denize doğru
Demek yaslandığım güneşlerin tılsımı bu kadarmış
Demek böyle ansızın gelirmiş ölümden zor olan

Yine de gözlerinin sürmesiyle uğurla beni
Her sabah yeniden ve daha güzel doğan gözlerin
Her akşam yeniden ve daha çetin öldüren gözlerin
Yine de sevdiğin bir yanım varsa sen de kalsın
Ve hep öylece bul beni mısralarımda ararsan

Yağmurun bu deli yağışı boşuna değilmiş
Güneşin utangaç yüzünü bu kadar saklaması
Şimdi dur desen bütün martılardan silkinirim
Bütün martılar silkinir kanatlarını ölümün beyazından
Ve ben Beyazıt’ın güvercinleri gibi umarsız
Döner dururum başının üstünde şimdi dur desen

Denizi sensiz sevmenin imkânsızlığı içinde gözlerim
Gökyüzüne yüzünden uzak bakmaların tadılmazlığı
Otur şöyle yanı başıma bir bardak çay içimi
Bütün kanımı dökmek istiyorum bütün yüzünü içmek
Çünkü gidiyorum yorumsuz düşlerimi yollara dökerek
Dur desen duracağım iki kaşının arasında

İzin ver bir kere daha öpeyim ellerinden
Ölüm en kırçıl ağzıyla öpmeden dudaklarımı
Kanımda kıvılcım kalmadı ufukları yakamam
Ellerini bir kere daha sına boynunla yağmurun altında
Boynunu bulmadan ellerim yağmurlara bakamam
Kendimi asabilirim bulutlara kal desen kalırım

Martılar hiç bu kadar benzememişti ölüme
Çığlıkları bu kadar büyümemişti ölümsüz yanımda
Ve hiçbir güneş bu kadar köpürmemişti kanımda
DUR DE DURAYIM KAL DE KALAYIM GİT DERSEN ÖLÜRÜM
Bir martıya dönüşürüm kendi kendime açarım kanatlarımı
DUR DESEN DURURUM KANATLARIMIN BEYAZIYLA

Şimdi elveda şarkılarını söylemek gerek artık
Zaman ağzından bir su gibi akıp gelirken en uzun haftalar
Her anın bir ömür gibi tükenişi İstanbul’un nabzında
Şimdi elveda şarkılarını söylemek gerek artık
Ölümün suskun diliyle buluşturmak şarkıları
Sus desen susarım sus desen yine susarım iki ateş arasında

Bulutlar böyle gelip oturmazdı karşıma
Gözlerini hep benden saklardı yağmurun çocukları
Bir benim ağlamalarım yıkardı tüm evreni
Gül desen güleceğim küllerimi bırakacağım yağmura
Yanaklarımda tomurcuklanan güllere tutunacağım
Öyle çaresizim öyle yoğunum ki ellerinin gurbete çıkan yanının
Git desen gideceğim sonsuza dek iki deniz arasında

Hani bir türkümüz vardı Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar
Söyle desen söyleyeceğim bir ceylanın kayıp balasını
Ve öyle süzüleceğim ki bir annenin bakışlarından
Gel desen geleceğim ateşin en harlısına
Gel desen geleceğim gerilerek iki mancınık arasında

Hoşça kal ardımdan ateşler yakan sevgilim
Sular nasılsa bağlanacak çocukların diliyle
Hoşça kal ve bir dansa başla kaldığın yerden
Nasılsa bu son şiirim olacak
Nasılsa susacağım bir ocağın başında ateşe düşen gözlerine
Nasılsa son sözlerimi yalnızca balıklar duyacak
Denize düşen ilk mısraı kalbinde taşıyan balıklar
Hoşça kal ardımdan ateşler yakan sevgilim
Hoşça kal

24 Şubat 2009 Salı

YANLIZ ÇOCUKLARA


Hayallerin bastığın toprak kadar kıraç olmasın suskun çocuk,

davetsiz, vakitsiz bir konuk değilsin.

Yüreğin, bahar yağmurlarıyla taşan bir nehir olsun.

Kara çocuk, gün yanığı esmer teninde kır çiçekleri yeşersin,

seni hakir gören tüm zamanlara karşı gülümseyerek kucakla hayatı.

BAHAR YELİ


Bahar yelinin esmesiyle gülün yüzünün

Açıldığını görmek içaçıcıdır.

Sereserpe çimenlere uzanmış yârin

Büyüleyici yüzünü görmek içaçıcıdır

.Sone eren gecenin anısında

Neşelendirici hiçbir şey yoktur.

Mutlu ol, sus

Çünkü şimdiki an içaçıcıdır.

23 Şubat 2009 Pazartesi

KARDAN GELİN

Bir güz mevsimiydi seninle tanışmamız, bir çocuk aşkı bir sevda maslıydı tenhalar da buluşmalarımız. Elele koşuşmalar apayrı bir heyecandı. Bazen kırlarda çiçek gibi açılır, arılar misali her güle konardık. Cennetin çocukları kadar şendik her saniyenin kıymetini hiçbir şeyle ölçülmezdi... Gel sana cenneti vaat etsem Yardan vazgeçer misin? Altın tasta su versem Alıp onsuz içer misin? Günlerden bir gün bir karların içine yuvarlamıştık ve kartopuyla düşlerimizi serdik bembeyaz yeryüzün tuvaline. Tane tane yağan karlardan emdik, bulut çeşmesinden derdik. Bir kardan gelin yapmaya karar verdik ve çok gülmüştün neden herkes “kardan adam yapar” diye. Kardan gelin yaptım Kardan adam yerine Oysa Ben yağmurdan adam Yapmayı düşünüyordum Lakin sevinç gözyaşlarım yerine! Sen yağmur damlas,ı Durmaz ki vurunca yüzümüze Bir de Düşünce yerlere akar bereket Olur yeryüzüne… Gözleri için sen kömür ben de bir süpürge aldım bir de yanımımızda kardelen çiçekleri almıştık, kısa bir süre sonra kardan gelin yapmayı bitirdik ve samimi bir gülüşle başarımızı kutladık, sen hep gülüyordun bense gülüşlerinden gül toplama telaşındaydım sen bir ara “kardan gelin üşümez mi?” dedin.Ben: “Biz sevgimizle ısıttık ve bizimle olmaktan çok mutlu olmalı” derken ellerimden sımsıkı tutun gözlerimin içine baka, baka “ öyleyse beni de ısıt” dedin. Sımsıkı sarıldım göğsümde sen Dünyamı kucaklamıştım Nefesinin harmanladığı tenimle Saniyelerin bu denli kıymetli Olduğunu önceden bilmeden… Ve bir günün tatlı yorgunluğundan düş görmüşçesine irkildik zamanın geçtiğini anlamadan vakittin epey geç olduğunu gördük, sokak lambaları yanmış ve yeryüzüne dökülmüş karların ışıltıları inci gibi parlatıyordu. Velhasıl çok mutluyduk çocuklar gibi yanaklarımız al, al olmuş ve uzaklardan sinsice bir fırtına uğultusunu duyar gibi olduk, ikimiz de çok şaşırmıştık zamanın bu kadar çabuk geçtiğini… ve birbirimize sokularak, tek bedenen birbirimize yaslanarak evlerimizin yollarına koyulduk…

22 Şubat 2009 Pazar

BÜYÜMEK İSTEMİYORUM ANNE


"Öperim can evinden... BÜYÜMEK İSTEMİYORUM ANNE Büyümek ne zor şey be anne, Acı veriyor insana… Hani sevmediğimiz şeyleri Zorla yedirip içirirdin ya Büyürsün diye diye, Büyümeyi marifet sanırdık biz de, Büyükler aldatıyor be anne, Tutulmuyor verilen sözler, Dövüyor,sövüyor, Hak-hukuk tanımıyor büyükler… Ortalığa dökülmüş, Kişiliksiz kimlikler, Kimliksiz kişilikler… Para gibi harcıyorlar sevgiyi Çıkarları uğruna, Gülüyorlar namus,ahlak Dediğimiz kavrama… Körpecik,su damlası bedenler, Yok satıyor pazarda… Hani erken uyuturdun ya, Çabuk büyüyelim diye, Hep uyanık olmak gerektiğini, Neden öğretmedin bize anne… İnsan büyüyünce görüyor çirkini, Büyüdükçe öğreniyor acı gerçekleri, Dayanamıyorum bu gidişe, Yarım asrı devirdim ama, Soruyorlar ne zaman büyüyeceksin diye… Canım yanıyor her büyüyüşümde, Çocuk ruhum ölüyor, Büyümek istemiyorum anne...

21 Şubat 2009 Cumartesi

HER SENE HAMİLE KALAN PITİKE REJ SURE


Köyün yaşlı ,gezgin kadınlarından pıtika rej sure.Bugün size ondan bahsetmek istiyorum.sure genç bir kızken ımbo adında boylu poslu bir delikanlıyla tanışır.Çeşme başında birbirlerini görürler ve pıtika rej sure ımbo ya aşık olur.Gizli gizli buluşurlar.Bu buluşmaları uzun sürmez.En kısa zamanda ımbo sureyi istetir.Surenin babası vermek istemez bunun üzerine ımbonun babası yüklü bir miktarda başlık parası sunar.Para her şeye kadir olduğu için babası sureyi verir.Evlenirler bir güzel düğün yaparlar.O gece bunlar mecimeği fırına verirler.Sure hamile kalır.Karnı yavaş yavaş şişmeye başlar.Ama pıtika rej sure bir dakka yerinde durmaz o kapı senin bu kapı benim sürekli gezer dedikoduyu çok sever.Ogün ise köyde bir düğün olur.sure halay çekmeyi çok sever ve o karnıyla şemmammeyi oynar dırçik atar ve bebeğini düşürür.Tabi doğal olarak üzülürler ama yeniden çocuk yapmaları gerekir.Yine mercimeği fırına verirler ve sure yine hamile kalır.Busefer bişey olmaz çocuğu doğurur.Bu bir oğlandır ve adını fırtıklı şano koyarlar.Yavaş yavaş çocukları olur.Sağlam 5 çocuğu olur 6 tane ise düşük yapar halay çekmekten kendine hakim olamaz.Sonra çocuklar büyür evlilik çağına gelirler.Sure ise artık yaşlanmıştır ve menapoza girmiştir.Imboya git gide uzak kalır hernekadarda evli olsalar kadın menapozda.O iş olmaz.Imbo sinirle yatar her akşam.Kızları fato büyümüştür evlilik yaşı gelmiştir köyün yakışıklı delikanlısı kara mıro fatoya talip olur.Neyse bunu kara mıroya verirler.Evlenirler o gece onlar o haltı yerken ımboyla surede aynı haltı yer.Zorda olsa ımbo başarır.Hem pıtika rej sure hemde kızı fato hamile kalır.Sure yine yerinde duramaz ve düşük yapar fato ise doğurur.Nur topu gibi bir oğlu olur.Sure ise bu bebeğide düşürdükten sonra eski mesleğine geri döner o kapı senin bu kapı benim gezer durur.Düğünlerde halay çeker ve yine tuvaletini dışarı yapmaya devam eder.buda böyle sürüp gider taki kocası ımbo ölene kadar....